Kategorisiz

Şu Sıralar…

Herkese Merhabalar

Yazı yazacağım geri döneceğim dedim ama henüz tam istediğim gibi bir geri dönüş yapamadım. O yüzden şu sıralar başımdan geçen ve beni meşgul eden iki olaydan bahsedeyim ki yazı yazmış olayım.

Birinci olay iş bulmam. İkinci olay evli-mutlu çocukluk arkadaşını ev ziyareti.

Birinciden başlayalım.

Mezun olduktan sonra insan kendini boşlukta hissediyor. Bence bu hissi en iyi anlatan filmler: Losr t in Translation ve Amelie. Koronayla beraber evden çıkmaz oldum ve inanılmaz kilo aldım. Hayat çok tuhaf. Yazın yapmak istediğim hiçbir şeye odaklanamadım sadece geleceği, ne parlak ne karanlık geleceği düşündüm.

Mezun olduktan sonra işlerin beni dört gözle beklemediğini biliyordum. Okul yoğunluğunda kendime vakit ayıramamıştım ve kpss sınavına girmemiştim. Zaten memur olmak isteyip istemediğimden henüz bile emin değilim. Devlete girince toplum baskısıyla çıkması çok zor oluyormuş gibi geliyor zaten girip kazanması ayrı bir zorluk. Mezun olduktan sonraki hedefim burs bulup yurtdışında yüksek lisansa başlamaktı. Ama bazı burs tarihlerini kaçırdım ve başvurduğum bir tanesinden de reddedildim. Alese ve ydsye de güya çalışıyorum bu arada.

Neyse yurtdışında yüksek lisans yapma hayalimden hala vazgeçmedim. Biraz çalışıp para ve tecrübe kazanmayı ve daha güzel bir cv hazırlamayı düşünüyorum. Bazı burslar iki yıl iş tecrübesi istiyordu diye hatırlıyorum.

Alanım öğretmenlik olduğu için ve gerçekten öğretmenliğin benim için doğru meslek olup olmadığını anlamak için özel okullarda öğretmenlik işi aramaya karar verdim. Önce çevremdeki yürüyüş mesafesindeki yerlere gidip cv bıraktım. Hiç dönüş alamadım. Bazıları cvyi almadılar bile. Bazıları cümlemi bitirtmedi, yüzüme bakmadı. Bazıları aldı gelecek yıllarda belki ararız dedi.

Umutsuzluğa kapılmak yok dedim. Çoktan iş bulmuş arkadaşlarımın bazen çalıştıkları kurumlarda yeni kontenjanlar açılıyordu ve onlar whatsapptan iş arayanlara haber veriyorlardı. Artık işsizlikten bunalmıştım ve çok uzakta olduğu halde arkadaşıma cvmi yolladım. Sonraki gün aradılar ve ondan sonraki güne internetten mülakata çağırdılar.

Mülakatta 2. soruda kaybettim. Mülakatı yapan yabancı kadın bu yerde *** çalışanları almıyoruz dedi. “This is our policy.” ( *** kendim hakkında çok bilgi vermek istemediğim ve bu blogun gündemle çok alakası olmaması ve böyle konularla dikkat çekmemesi için açıklamıyorum. Bazı kurumların müşteri kitlesi farklı ve acı gerçekler deyip geçelim…) Mülakatı belki de sadece İngilizceyi test etmek için değil de bu yüzden yabancı birine yaptırıyorlardı. Onun açıklaması daha kolay olur diye. Tuhaf olan ve aklıma takılan şey o okula benim gibiler gidebiliyordu ama o okul benim gibilerin para kapısı olamıyordu… Ve bu benim hayatımdaki ilk mülakat deneyimim. Inspiring, huh?

Umutsuzluğa kapılmak yok dedim. Ama ağustosun sonundaydık çoğu okulun öğretmen kadroları çoktan hazırlanmış olurdu, en azından emekli öğretmen annemin dediği buydu. Bir arkadaşımla buluştum o sıralarda ve kendisi kpssye girmiş sonuçları ve atamayı beklerken bir yandan ücretli öğretmenlik yapmaya başvurmuştu. Parasına yapılacak bir iş değil dedi, evde oturmamak ve referans için olabilir diye ekledi Hemen aramışlardı ve iş bulmuştu. Bana olmadı başka işlere bakabileceğimi söyledi, çevirmenlik, editörlük…

Buluşma dönüşü ben de e-devlette kaydımı yaptım ve üç gün sonra aradılar. Hiç düşünmeden kabul ettim. Mezunu olduğum lise tipinden bir liseydi arayan ve evime yakındı çalışacağım yer. Sonradan iyi ki kabul etmişim dedim. Okulların açıldığı ikinci gün gittim çalışacağım yere ve 3 saat boyunca müdür yardımcısını gelmesini bekledim. Okulda çok fazla İngilizce öğretmeni olduğu için gelecek hafta programımı hazırlayacaklarmış. Okul bina olarak çok güzeldi ve sınıf mevcudu azdı. Zümre odaları vardı ve bahçesi.

Okulda ortaokul ve lise bölümleri varmış. Beni yeni öğretmen olduğum ve tecrübem sadece zoom üzerinden ders anlatmak olduğu için bana çoğunlukla ortaokuldan ders vermeye çalışacaklardı. O gün benim gibi ücretli öğretmenlik başvurusu için gelen bir kızla arkadaş oldum ve ilk iş arkadaşımı edinmiş oldum.

Bakalım başıma neler gelecek? Umarım kadrolu vs. ücretli öğretmen draması yaşamam ve umarım öğrencilerin karşısına çevrimdışı bir ortamda ilk defa geçince dilimi yutmam. Umarım gerçekten İngilizce biliyorumdur… Umarım… Umutsuzluk yok… Yok değil mi? Ve tek seçeneğim bu değil…

Değil mi?

Photo by cottonbro on Pexels.com

İkinci Olay…

Bunu anlatması biraz daha zor ama anlatmazsam içimde kalır. Ortaokul arkadaşlarımla hala görüşüyorum. Hepsiyle değil ama bazılarıyla. İnsanın çocukluğunu beraber geçirdiği insanlar farklı oluyor ama zaman herkese adil davranıyor ve herkesi farklı yönlere sürüklüyor…

Zaman herkese adil davranıyor. Herkes değişiyor. Ama bazı şeyler değişmiyor. İyi ki değişmiyor yoksa dünya dayanılmaz olurdu. O arkadaşlarımla yan yana geldiğimdeki sıcaklık hala vardı ama onları kendimden, kendimi onlardan uzak hissettim. Değişmiştik, ya da ben değişmiştim ama onlar olduğu yerde kalmış gibi. Onlar da mutlaka değişmiştir ama ben farkedememişimdir belki. Belki de zaman herkese eşit davranmıyordur. Bazılarını çok değiştirirken diğerlerine az dokunuyordur.

Neyse evlenen arkadaşımızı uzun zamandır ziyaret etmek istiyorduk ama erteliyorduk. Yeni ev ziyaretine boş gidilmez diye toplu hediye almaya karar verdik. Arkadaşımız zengindi, bir ihtiyacı ya da eksiği olmadığından emindik. O yüzden pasta seti ya da benzeri bir şey almaya karar verdik. Çok kişi olduğumuz için çok parçalı bir hediye almalıymışmışmışız.

Allahım hediye seçmek çok zormuş. Herkese beğendirmek. Hediye verilecek kişinin beğendiğinden emin olmak. Kaç dükkan gezdik saymadım. En sonunda birinde bir set bulduk ama set çok ucuz geldi ve ekonomiye kıyasla gerçekten ucuz bir de indirimdeydi. O yüzden tahmini bütçemizin çok altında olduğu için yanına çay seti de almaya karar verdik. Ama gel gör ki çay setini ve pasta setini birbirine uyduramadık. Hayır çay tabaklarının rengi uymuyor, şekli olmuyor sarı süsü olmuyor. Ben artık tezgahtar kadınla gülmeye başladım. Çok rüküş, hayır uymadı falan filan. Ben artık delirdim. “Hediye hediyedir, ne alsak beğenir, önemli olan niyettir” moduna girdim. Hem neden bu kadar kasıyoruz ki değişim kartı diye bir şey icat edilmişken!?!

Neyse ben sonra bu grupla yemek yedim. İçlerinden tek üni bitirmiş ve iyi-kötü bir iş bulmuş olan bendim. Aynı anda başlamıştık ama ilk bitiren bendim. Üni sınavına birden çok kez hazırlanmışlardı, iki tanesi özeldeydi ve bir tanesinin okuduğu üninin başına çok kötü şeyler gelmişti. Neyse bu arkadaşlarla otururken fark ettim. Hala bazı konularda çok bilgisizlerdi ve önyargıları çoktu. Bir tür çocuksuluk hissettim. Nasıl anlatılır bilmiyorum ama deneyelim. Örnek vermek gerekirse gezip tozmak istiyorlardı ama önceden gezmiş tozmuş birinin onları bulup bunun nasıl yapılacağını göstermesini bekliyorlardı. Bir tanesi herkesin ekonomi ekonomi diye tutturup gitmesine kızıyordu ona göre herkes iyi kötü geçinebiliyordu ve ekonomi sadece ekonomistleri ilgilendiren bir şeydi. Buna cevabımız bazı test kitaplarının fiyatının 100 tl olmasını ve üni sınavına hazırlanmanın günümüzde bir servet gerektirdiğiydi ve bu durumda suçlu eğitim oldu. Eğitim ve ekonomi birbirini inanılmaz etkiler ama bu etki şu anki durumu açıklamıyor… gibi…

Belki de zamana çok yüklendim ilk paragraflarda. Belki de insanların yaşadıkları çevreden çıkıp dışarıya bakmaları zor. Özellerde okuyanların bunu yapması daha da zor galiba. Ben hayatımda şu ana kadar maddi sıkıntı içinde yaşamadım ama yaşayan arkadaşlarım vardı…

Sonraki gün aynı grup ve daha fazla kişiyle ev ziyaretine gittik. Yeni evlenen arkadaşımın değişmediğini gördüğüme çok sevindim. Çocukken enerjik ve çılgındı. Evliliğin getirdiği sorumluluk bu özellikleri ondan almamıştı. Yine kıpır kıpırdı, hatırladığım gibi. Başka evlenen bir arkadaşım daha vardı o enerjisini yitirmişti ama bu arkadaşım öyle değildi. Onu böyle gördüğüme çok sevindim. Mutlaka değişmişti, ama diğer değişimleri dar bir vakitte gözlemleyemezdim.

O gün on kişi falandık. İçlerinden tek mezun ve işli bendim, tek evli ve mutlu oydu. Geri kalanların çoğu öğrenciydi, öğrenciliğimi istediğim gibi yaşayamadığım için onları kıskanıyordum ama onlar da çok öğrenci olmaktan mutlu değil gibiler nedense. Ben hazırlığı atlamıştım. Bazıları sağlık ve tıpla ilgili bölümler okuduğu için daha yılları vardı ama çoğu birden fazla kez mezuna kalmıştı. Sonra işte herkes gündelik hayatından ve yeni gelişmelerden falan bahsetti. Bazı arkadaşlar benim tahmini maaşımı az buldular. Bir kaç yıl içinde onları görecektim, tatlı öğrencilik hayatından çıkmaları ve mezun olduktan sonraki o boşluk hissini nasıl yaşayacaklar acaba… Yeni yeni atlatmış biri olarak çok konuşmak istemedim açıkcası.

Bu ziyarete gitmeden önce içimde şüpheler vardı. Ya evlenen arkadaşımı kıskanırsam diye. Acaba evlensem akademik kariyer hayallerini bir kenara bıraksam mutlu olur muydum, özenir miydim diye. Çoğunluğu kendisine ait bir evi olması haricinde hiçbir şeye özenmedim. Hatta onu, aslında ondan çok diğerlerini görünce hayallerimi kovalamakla ne kadar iyi bir iş yaptığımı tekrar anladım. Şimdi evliliğe karşı olduğumu falan düşünmeyin. Herkesin hayatı kendine, zorla olmadığı sürece ne yapıyorlarsa, yaptıkları şeyde başkalarını zorlamıyorlarsa ve mutlularsa daha ne, bana ne .

Neşeli kıkır kıkır bir ortamdı ama kendimi yine uzaklarda hissettim. Paylaştığımız şeyler azalmıştı. Şu sıralar en meşgul olduğum hobilerimden bahsedemiyordum yanlarında, öhöm anime öhöm otome öhöm genshin. Sürekli onların yanında kendimi tutuyormuş olduğumdan daha farklı bir kızmışım gibi davranıyormuş gibi hissediyordum. Hiçbirinin buradan haberi yok, olsa da umursayacaklarını da zannetmiyorum.

İçlerinden bir tanesi sürekli benimle dalga geçerdi, yine geçmeye çalıştı. O komik olmayan sadece kendisinin güldüğü şakalar. Umursamadım ve gülümsemeye devam ettim. Olay şuydu bu evini ziyaret ettiğim arkadaşım bana ortaokuldayken bir kolye hediye almıştı, kendisinde de aynısından vardı ama kardeşi bir hafta içinde kırmıştı. Ben belki hatırlar diye o kolyeyi takmıştım. Yemek masasına geçerken yanıma geldi ve kolyeyi hatırladı. Bu şaka yaptığını sanan arkadaş da benim söylediklerimi gülerek başka bir arkadaşa tekrarlıyordu. Benzer şeyleri ortaokulda da yapardı. Dediğim şeyleri tekrarlar neyse… Keşke bu yönü değişseydi ve rahatsız edici olduğunu bilseydi.

İçlerinden bir tanesi var. Beni çok seviyor, sürekli beraber dışarı çıkalım diyor ama benim onla hiç vakit geçiresim hiç gelmiyor. İyi kız ama muhabbet hep aynı sularda dönüyor. Bir tanesi beni şaşırttı. Daha ilginç ilgi alanları bulmuştu. Bir tanesinin bakışları hiç değişmemişti. Anlam veremediğim ama anlamı olan bakışlar. Bir tanesi donuktu, nasıl İngilizcemi geliştirebilirim diye sordu. Özel hocaları olabileceğimi söyledim ve podcast dinlemesini önerdim. Bir tanesi tam onu hatırladığım gibiydi süslü ve samimi.


Şimdilik bu kadar

-Alumina

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s