Resim

Sulu Boya 101: Sulu boyaya giriş, Sulu Boya Nedir ? Ne değildir ? Neden bir şans verilip öğrenilmelidir ? Neden Rahatlatıcıdır ?

Herkese Merhaba

Bugün size sulu boyaya başlama hikayemi ve şu ana kadar sulu boya ile ilgili öğrendiklerimin bazılarını özetleyip paylaşacağım bir yazı yazdım. Çok bilgili olduğumu söyleyemem, eksiklerim yanlışlarım olabilir, düzeltmekten çekinmeyin. Sanat fakültesi öğrencisi değilim ve resim kursuna da gitmiyorum. Çocukken gitmiştim ama hadi neyse.

Masamın üstünde normal bir gün

Ben sulu boya ile uğraşmaya kendi kendime karar verdim. Kimse yönlendirmedi. Üniversite sınavından çıktıktan sonra kendimi boşlukta hissettim. Sınav çalışmaktan dolayı ertelediğim her şeye geri dönmeliyim ve yeni şeyler bulmalıyım dedim. O sırada youtubetaki suluboya galaksi videolarını gördüm. İzlemesi çok rahatlatıcıydı. İnternetten fiyatları, ürünleri suluboya ressamları araştırmaya başladım. Sonra cesaretimi toplayıp kendime ilk suluboya paletimi, defterimi ve fırçamı aldım. Ve işe koyuldum. Neden sulu boya, neden başka bir boya değil derseniz cevabı aşağıda madde madde yazdım.

Neden Suluboya Yapmalısın ? (avantajları)

1) Kokusuz Olması. Ben kokulara hassas biriyim. Çoğu akrilik, yağlı ve guaj boya kokuyor. Kimileri için kokuları rahatsız edici olmayabilir. Suluboyanın kokusunu almak için boyayı burnunuzun dibine getirmeniz gerekiyor, getirdiğinizde bile çoğunlukla koku gelmiyor. Bu dediğim tüm markalar için geçerli midir bilmiyorum, ama kendi kullandığım ürünlerde bu konuda bir sıkıntı yaşamadım.

2) Az Malzeme Gerektirmesi. Sulu boya için en temel ihtiyacınız olan dört malzeme var, bunlar: boya, boyayı üzerine uygulayacağınız kağıt, boyayı çalıştırmak için su ve boyayı uygulamak için kullanacağınız fırça. Birde fazla suyu almak ve fırçayı kurulamak için kağıt havlu. Yağlı boyayla karşılaştırınca bu malzemeler çok az.

Temel malzemeler

Tabi bu temel malzemeler dışında ilerledikçe kullanmanız gerekebilen başka malzemelerde var. Mesela renkleri karıştırmak için palet. Çizimler için kurşun kalem ve su geçirmez kalemlerde bazen gerekebiliyor. Kimileri bu konuda mürekkepleri tercih ediyor. Maskeleme bandı, maskeleme sıvısı, beyaz jel kalem, beyaz guaj ya da akrilik boya da özellikle galaksi resimlerinde lazım oluyor. Daha güzel bir görünüm bazen metalik, sedefli boyalarda kullanılıyor. Hatta kimi ressamlar tuz, pipet, tuzlu deniz suyunu da resimlerinde kullanıyor.

İkincil, olmasalarda güzel resimler yapabileceğiniz, malzemeler

3)Taşınabilir Olması. Yukarıdaki maddenin devamı olarak düşünebiliriz bu maddeyi. Az malzeme olunca taşıması, dışarıda boyaması da kolay oluyor. Youtubeta ayakta sulu boya resim yapan insanların videolarını gördüm. Ben de kaç kere sahile ya da okula gidip sulu boya resim yaptım, çok hoş bir tecrübeydi.

4)Suyla uğraşmak. Suyu severim ve suyla uğraşmayı çok rahatlatıcı bulurum. Su şırıltısı geçmişte deliler ve düşkünler için bir tedavi yöntemiymiş. Çocukken hep suyla oynardım ve bazen hala oynarım. Sulu boya bana bunları hatırlatıyor ve beni rahatlatıyor.

Sulu boya birçoklarının da dediği gibi suyu yönlendirme sanatıdır. Bu yönüyle ebruya benzer. Aşağıdaki maddede de bu konudan bahsettim, çok açıklayamasam da.

5)Yapısı ve dokusu. Bunu nasıl açıklayacağım bilmiyorum. Önceden ıslattığınız bir kağıda azıcık bir sulu boya dokundurunca o boya, kağıtta dağılıyor, havai fişek misali yayılıyor ve rengin yoğunluğu yayııldıkça azalıyor. Sırf bu yüzden boş kağıtların arkasını hep boyuyorum. Ayrıca renkler birbirine giriyor ıslak kağıdın üzerinde. Kağıdın bir ucunu kaldırdığınızda renkler Aşağıda kalan uca doğru hareket ediyor. Bunu izlemesi ve yapması büyük bir zevk bence.

Yukarıdaki resimlerde suyun hareketlerini görebilirsiniz. Ayrıca bazı suluboya kağıtları pürüzlü bir yapıdadır. Sırf boyandıktan sonra kağıdın deseni dokusu ortaya çıksın diye.

6) Renk karıştırmak. Diğer boyalarda, özellikle akrilikte, istediğim rengi elde edene kadar boya karıştırmak çok zor geliyor. Ayrıca boyayı ziyan ediyormuşum gibi hissediyorum. Sulu boya yaparken böyle hissetmiyorum. Ayrıca sulu boyada palette kuruyan boyaları tekrar kullanabiliyorsunuz ama akrilik boyada kuruyunca tekrar kullanılmaz oluyor.

7)Duruşu. Suluboya resimleri çok seviyorum. Kendikerine has bir duruşları var. Boyanın su olan here yere giderim dermişcesine kendi kendine sayfada hateket etmesi resimlere farklı bir hava katıyor. Ve sulu boya resimlerin çoğu kat kat boyandığından katmanları görmek çok hoş bir his.

yine bu resmi paylaştım. ama sağ üstteki resmin renk dağılımı sizce de güzel değil mi ?

İnternetten sulu boya videolarını görmenizi ya da bizzat sulu boyayı denemenizi tavsiye ederim. Çünkü anlatmak istediğimi çok anlatamadım.

Neden başka bir boya türünü tercih etmelisin ? (dezavantajları)

1) Kuruyunca Renklerin solması. Acı gerçek. Kat kat boyanarak biraz daha parlak renkler elde edilebilir ama asla kurumadan önceki parlaklığına ulaşmaz suluboya.

2)Kuruma süresi ve sabır. Sulu boyada sabır ve kağıdın ıslaklığı çok önemli. Tam kurumadan tekrar kat geçerseniz boyanız alltaki katla karışıp resminizi mahvedecektir. (Çok başıma geldi)Ya da tam tersi de olabilir. Islak olması gereken bir yer kuru olur ve renkler birbirine istediğiniz gibi karışmaz. Bakınızı aşağıda.

Başaramadığım bir galaksi çalışması.

3)Önceden planlama istemesi. Sulu boyanın tarzı diğer boyalara kıyasla farklıdır. Sayfanın beyazlığından yararlanılır. Yani resminizde açık renk kalmasını istediğiniz yerleri önceden belirlemek ve ona göre hareket etmek zorundasınız.

Yandaki resimde kuşu sonradan çizmeye karar verdim ve yeşil zeminin üstünde boyadığım için rengi koyu oldu. Aynı şey çiçeklerin de başına geldi.

4) Maliyet. Malesef biraz pahalı bir uğraş. Kaliteli boyalar genellikle pahalı ve bizim ülkemize gelenler ithal oldukları için çok daha pahalı. Şimdiki ekonomik durumu düşününce çok çok çok daha pahalı.

Sulu boya kağıdı da öyle malesef. Normal ofis kağıtlarına ya da resim defterlerindeki kağıtlara yapınca kağıt, fazla suyu kaldıramadığından çabuk yıpranıyor ve dağılıyor. Suyu taşıması ve emmesi için kartondan daha kalın kağıtlar kullanıldığını söylememe gerek yok.

Suluboya hakkında bir seri yazı yayınlamayı düşünüyorum. İkinci yazı boyalar hakkında olacak. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür eder, renkli günler dilerim.

-Alumina

hayat, istanbul, Müzik, Resim

Dağınık Yazı

Sınav haftasında olduğum için biraz dağınık bir yazıyla karşınızdayım.

Daha sınavlarım bitmedi. Ama bitmek üzereler. Bazen düşünüyorum, biten sınavlar yoksa ben mi ? Kalemler mi ? Kağıtlar mı ? Sabrım mı ? Notlar mı ? Geleceğe dair umutlarım mı ? Bitmesini istediğim birşey varsa o da hocaların belirsizliği ve kaprisi ve de işlemedikleri yerleri sormaları. Cidden öğretmenlik okuyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bazen bize nasıl öğretmen oluncağından çok nasıl olunmayacağını öğretiyorlar.

Bu arada gelecekte işsiz kalırsam şu dört yıl boyunca biriktirdiğim ve biriktireceğim notları toparlayıp fotokopiciye satmayı düşünüyorum ya da direk bir fotokopici dükkanı açmayı. Belki kitap haline gelir de gelecek kuşaklara yardımcı olur. Çok harika notlar değiller ama birkaç arkadaşla ortak olup notları birleştirirsek işe yarayabilir 🙂


Tüyapa gittim sınav haftam olmasına rağmen, hem de iki kere, vicdan azabı çeke çeke. Her zaman ki gibi çok kalabalıktı ve her zamanki gibi yayınevleri sadece çok satan kitaplarını getirmişti. Ama yine de güzeldi. Kitap olan her yer güzeldir çünkü.


Şu sıralar sıkılana kadar dinlediğim şarkı. Bana Yunus Emrenin bir sözünü hatırlatıyor. “Bir ben var bende benden içeri”.

“arar sorar belki bulursun, bulunca elbet durulursun, En sonunda gururuna kapılıp gider, kaybolursun”
“KANDIRMA KENDİNİ”

Bu dönem Almanca öğrenmeye başladım(zorunlu seçmeli ders) ve geçen yıl başladığım Japonca kursuna devam ediyorum. Okulda da dersler ve ödevlerin çoğu İngilzce. Aralarda arkadaşlarla Türkçe konuşuyoruz. Yani en sonunda Polyglot/Multilingual/çokdilli oldum. Ölmeden önce yapılacaklar listesinden birkaç madde eksilttim. İlginçtir Almanca dersi aldığım günün akşamı Japonca kursuna gidiyorum ve o gün ikinci dünya savaşında ajanlık yapabilecekmişim gibi hissediyorum 🙂


Sevimli bir sahaf dükkanı keşfettim dün. Sahafın kedisi Feride ile oynadım. Tophanenin oralarda bir yerde.


İnsanların okul bitince ne yapacaksın sorusuna kıl oluyorum. Çünkü ne yapmak istediğimi biliyorum, nasıl yapılacağını bilmesem de, ama anlatmak istemiyorum. Anlatmak zorunda değilim. Anlamak ya da bilmek zorunda değilsin, sahte samimiyeti bir kenara koyalım lütfen. Uğraşmamak için klasik cevabı verip geçiyorum. Bknz.


Bu blogu ilk açarken aklımda sulu boyalar hakkında konuşmak, bir sulu boya blogu hazırlamak vardı. Bu hayalime geri döndüm. Vakit buldukça sulu boya ile uğraşmaya devam edeceğim ve burada öğrendiklerimi, bildiklerimi paylaşacağım. Bu yüzden blogun en üstündeki resmi değiştirdim.

Tahmin edin neyden esinlendim ? Tabiki de PoAH, Kule, kelebek ve kış

Sevgiler ve stressiz günler dilerim herkese

-Alumina

Müzik

Yağmurlu Şarkılar 2. Kısım

Herkese Merhaba . Sınav haftam bitti ama ödevlerim bitmedi. Bardaktan boşalırcasına üstüme üstüme geliyor ödevler. Başka bir yazı yayınlayacaktım ama yetiştiremedim. Bu hafta içinde umarım yayımlayabilirim (Taslaklarda yarım kalmış onlarca yazı var, damlaya damlaya göl oluyorlar). En sonunda İstanbula soğuk havalar geldi. Gelmeliler de artık. Kasım ayında terlemekten sıkıldım çünkü. Neyse çok saçmaladım. Unuttuğum, yeni bulduğum ve arkadaşlarımdan öğrendiğim şarkılardan bir liste yaptım. Arkadaşlarıma içinde yağmur geçen şarkılar biliyor musunuz diye sorunca çok güzel bir muhabbet açıldı ve eski şarkılardan bahsettik ve konu yine manganın nasıl erovizyonu kaybettiğine döndü. Buradan öğrendiğim şey konuşacak konu bulamıyorsan insanlara müzik sor. Muhabbet tıkandığında da başka şarkıya geç :).

Yağmurlu bir günde çektiğim bir resim.
Okumaya devam et “Yağmurlu Şarkılar 2. Kısım”
Müzik

Yağmurlu Şarkılar 1. Kısım

Hazır yağmur mevsimi İstanbula gelmişken içinde yağmur geçen, yağmur damlalarını şırıltıları geçen şarkılardan bir derleme yaptım. İçinde yağmur geçen yüzlerce binlerce şarkı var. Ben kendi karşılaştığım ve sevdiklerimi ekledim. Yazının ikinci belki üçüncü bir kısmı da olacak çünkü dediğim gibi yüzlerce yağmurlu şarkı var, yeni yağmurlu şarkılar keşfedip ikinci kısmı yazacağım. Sizin öneriniz ya da içinde yağmur geçmese de yağmurlu günlerde dinlediğiniz şarkıları yorumlara eklemeyi unutmayın.

Yağmurlu bir günde çektiğim bir fotoğraf
Okumaya devam et “Yağmurlu Şarkılar 1. Kısım”
Kitaplar

Elif , Gwendolyn Willow Wilson

For English and more here/ ingilizcesi ve daha fazlası için buraya

Herkese Merhaba

Gwendolyn Willow Wilson’ı hiç duydunuz mu ?

Kendisi 2014 yılında çıkan Ms.Marvel (Kamala Khan) karakterinin yazarı. Bu çizgi roman serisinin ilk iki cildini okumuş ve Kamalayı çok sevmiştim. Kamala’dan dolayı yazarın kendisini ve yazarın başka kitapları var mı diye araştırdım ve bu kitabı buldum ama bulana kadar canım çıktı desem yeridir. Türkçe yayın hakları Monokl* yayın evine ait olan kitabın bir baskısını bulamadım ve şans eseri girdiğim bir kitapçıda İngilizcesini bulunca arka kapak yazısını okumadan kendimi kasiyerin önünde buldum. Sırf yazarından dolayı aldığım ve aldığım için mutlu olduğum kitaplardan biridir bu.

Okumaya devam et “Elif , Gwendolyn Willow Wilson”
istanbul, Japonca, Kitaplar, Resim, İngilizce

Kitap Okumaya Meydan Okumam (Devamı)

Birkaç hafta önce yazdığım yazının devamı niteliğindeki yazıyla yine karşınızdayım sayın okurlar.

Okumaya devam et “Kitap Okumaya Meydan Okumam (Devamı)”
Film

Joker 2019 Film

Yakarsa dünyayı garipler yakar

Müslüm Gürses

Geçen cuma arkadaşımla bu filmi izlemeye gitmiştik. Bu cumada yazısını yazıyorum. Aslında çoktan hakkında yazılar yazıldı. Övüldü, eminim kimileri tarafından da sövülmüştür(Öhöm uçuk marvel hayrankız grubu öhöm). Ama ne övgüler ne de sövgüler bu filmin konusunun Müslüm babanın yukarıda ifade ettiği garipler hakkında olduğu gerçeğini ve filmin çok gerçekçi olduğunu değişteremez.Peki kim bu garipler ? görmezden geldiğimiz ve görmezden gelmeye devam ettiğimiz yaşamaya çalışan, tutunacak dal arayan, sokaklarda gördüğümüz, yanından geçtiğimiz, bir şeyler yapmak istesek de yap(a)madığız, kimi zaman korktuğumuz çoğunluğunu işçilerin, düşkünlerin, düşmüşlerin oluşturduğu sınıftan çok daha fazlasıdır. Eğer sen bu yazıyı rahatlıkla okuyorsan ve eğer ben rahatlıkla yazabiliyorsam, biz garip değiliz.

Spoilersiz